28 Aralık 2017

Düzenli Çalışma Döngüsüne Girme ve Kendini Sevme

1984'ten Hayvan Çiftliğine, Westworld'den Equilibrium'a, Matrix'ten Black Mirror'a, Truman Show'dan Blade Runner'a hep sanatsal açıdan işlenmiş, insanı en etkileyen konulardan birini gördük; sıkıcı korkunç bir döngüye girmek. Belki aşk gibi ya da ölüm gibi her insanı etkileyen ama onlardan farklı olarak sürekli üzeri örtülmek istenen bir konu. Küçüklüğümüzden beri hayaller kurarken bu döngünün içerisine girmeyeceğimiz bir düzen kurguladık. Ama ne var ki bu düzene girmeye mecbur bırakıldık.

Sabahları erken uyanıp, 6:30'dan beri takım elbisesini
ya da işe uygun kıyafetini giymiş insanlar daha o karanlık havada günü başlatıp işlerine gidiyorlar. Otobüsler, metrolar, metrobüsler gözleri boş bakan, elleri tutamaçları tutan, otobüsün her hareketiyle ufak ufak hareket eden insanlarla dolu. Bir yanda öğrenciler var ki onlar ne için bu kadar okulla uğraştıklarını bilseler okula gitme konusunda daha umutsuz olurlardı.

Sabahları 2 otobüs değiştirip 1 saat yola harcayınca insan hayatını ve seçimlerini sorguluyor. Çünkü 1 saat kendini sorgulamak için gayet güzel bir zaman. Gün boyu ekran karşısında geçen vaktin sonunda telefonun ekranına ya da led ışıklara tahammül edemeyeceğini bilemiyor insan. Bir yandan kendi işini kurup baştan sona her şeyle ilgilenmek, koşturmak, çalışmak çabalamak var. Diğer yanda başkalarının kurduğu bir işte işini güzel yapıp ortalama bir kazanç sahibi olmak var. Sabahın köründe kalkıp uykulu gözlerle otobüste düşüncelere dalıyorsanız, bu düşüncelerin içinde yeni bir iş, yeni bir fikir üretmeye dair bir şey kalmıyor. Ne yeni bir işe girişebilme fikri, ne de onu yapmaya itebilecek cesaret ortadan kalkıyor. Çünkü bizi bekleyen işler var, birazdan ofise girip güler yüzümüzü takınacağız.

Bütün bunlar olurken önemli olan kendini sevmek, kendine saygı duyabilmek. Çünkü insan yaptığı seçimlerinin sonucunu yaşıyor ve yaptığı seçimlerden pişman olursa sürekli kendisini bu duruma zorlayan kişi olarak "ben"liğini sevmemeye başlayacak. İnsan kendini sevmezse, onu seven başkalarına karşı olan sevgisi de tehlikeye düşüyor. Demek ki Tolstoy'un da dediği gibi son tahlilde insan sevgiyle yaşar. Ama en önce öz-sevgiyle.

Sonucunda nereye gittiğini bilmediğim bu yazıda, bu korkunç sıkıcı iş döngüsüne girmemin henüz üçüncü günündeyken düşüncelerimi yazılı hale getirmek istedim. Çünkü bu döngünün içine girdikçe her şeyin bana normal gelmeye başlayacağını biliyorum. Ve belki eski sorguladıklarımı sorgulamayacağım, belki çok güçlü bir şekilde üstünü örteceğim. Belki de işe gitmek 1 saat değil de 10 dakika sürse bu düşüncelerin hiçbiri olmayacak. İşin sonucunda "başarılı" olabilirsem, güzel bir maaşım, işe yakın güzel bir evim, mutlu bir evliliğim olacak. Ondan sonra ne olacak yine bilmiyorum ama nitekim mühim olan bütün bunlar olurken bir şeyler üretmek, geriye dönüp baktığımızda gurur verecek bir şeyler bırakmak olacak sanırım. Mühim olan sıkıcı binaların ve trafiğin her zaman aynı kalacağını biliyor olsak da, onların üstünde sürekli değişen bulutları takip edip anlayamadığımız kaotik düzenin değerini bilmek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder